Saturday, December 17, 2005

Dilek Duvarı

Kabak oğlan gezmeleri severdi.
Bir köşede unutulurdu, ve o yokmuş gibi davranırdı herkes. O da dinlerdi; misafircilik oynamadan misafir olmak güzeldi.
Abiler, ablalar ve anne de vardı kabak oğlanın yanında.
Yenildi, içildi, konuşuldu. Ev sahibi kabak oğlanı çok sevmişti: Ne ortalığı kurcalıyor, ne sorular soruyor, ne de sesi çıkıyordu. Yok gibiydi çünkü bu oğlan.
Gezme bitti.
Ev sahibi kabak oğlanı ve ailesini ana yola kadar geçirdi.
Ara sokaklardan inildi. Birbirinin aynısı tak katlı veya 2 katlı evler...
Her sokakta aynı koku vardı.
Derken bir duvar çıktı karşılarına. Siyah bi duvar. Üzerine birsürü küçük taşlar yapıştırılmıştı. Ev sahibi anlattı, "İnsanlar dilek tutup taş yapıştırıyorlar. Yapışıp kalırsa dilekleri oluyor." dedi.
Kabak oğlan elleri montunun çebinde en önde duvara bakıyordu boş boş.
Arkasında abiler, ablalar, anne ve ev sahibi.
Ne kadar da çok dilek gerçekleşecekti...
Sonra yerdeki taşlara baktı; dileği olmayanların taşlarına.
Ne kadar da çok dilek gerçekleşmeyecekti...
Eline bir taş aldı. Bir taşa bir de duvara baktı.
Ama bir dileği yoktu. Neyi istiyorum ben? dedi kendi kendine. Hiç birşey diye cevap geldi içeriden.
Önünde siyah bir duvar, elinde küçük çakıl, dileksiz boş gözleri...
Bir dileği yok muydu yoksa dilerse olmayacağı gerçeği mi alıkoyuyordu onu karar veremedi. Ve üzüldü...
Kabak oğlan çakılı cebine koydu. Arkasını döndüğünde kimseyi göremedi.
Onu unutmuşlardı.
Kısa bir an nefesi kesildi, gözleri döndü... Sonra çabucak kendine geldi. Bu hep böyle olmuştu ve böyle olacaktı.
Hava kararacaktı az sonra. Üstelik soğuktu da. Ve pek çok ara sokak vardı. Kim bilir hanigisine girmişlerdi.
Elleri cebinde oraya oturuverdi. Cebindeki çakılı sıkıyordu bir eliyle. Kimse geri gelmedi. Kabak oğlan iç dudağından parçalar koparmaya başladı dişleriyle. Sinirlenmişti. Korkmuyordu ama bu kadar kolay gözden çıkarılmış olmak onu sinirlendirmişti.
Sonra içini bir heyecan kapladı. Yalnız olmanın heyecanı, hiç kimseya bağlı olmamanın heyecanı. Üzücüydü ama heyecan vericiydi. Şimdi şu köşecikten yürüse gitse, tek başına yeni yerlere yerleşse yeni kokular koklasa... Ne kadar da heyecan vericiydi.
İçi ürperdi. Heyecandan mı yoksa çişi geldiği için mi karar veremedi.
Bunları düşünürken, bir köşeden abisi çıkıverdi. "Nerdesin baş belası" dedi kabak oglanın çakıl tutan elini tutarken. "Abi dileğin var mı?" dedi kabak oğlan. "Bir sürü!" dedi abisi. "Neden peşimizden gelmedin?" diye azarladı oğlanı.
Oğlan abisinin elini silkeledi attı ve hızlı 2 adımla öne geçiverdi, "Siz beni takip etseydiniz" diyerek abisinin çıktığı sokağa döndü.
Çakıl taşını attı; onun dileği yoktu.
Dilekten, yükten ve bağımlılıktan azade idi...
Elleri cebinde tek başına yürüdü.
Nereye gideceğini bilmiyordu.
Ama karizmaya halel getirmedi.

Thursday, December 08, 2005

Sıkıştım

Ve eziliyorum.
Ve anlık mutluluklarla yaşıyorum.
Ve anlık göz yaşları, ya gülerken ya uykudan uyanıp.
Ve kimse bilmiyor.
Kimse de bilmesin zaten...

Sunday, December 04, 2005

Hoppidi

Çok nadiren içim içime sığmaz.
Böyle salıncakta sallanırken hani olur ya vızıl vızıl bişeyler içeride; çişimiz gelir...
Yoksa başkasının gelmez mi? Bi tek bende mi olur? :(
Güzel bi gündü 3 Aralık c.tesi. Reset tuşuma basılmış gibi.
Düşündüm tek kelimelik özetler: Huzurlu, şanslı, öğrenmiş, paylaşmış, sevilmiş, eğlenmiş...
Hakediyoru-m/z.
Eve giden sokağa döndüğümde, küçükken yaptığım gibi yaptım: Hoppidi hoppidi diye sek sek sektim... Kazık kadar adam sekiyor. Bu rezaleti gören olmasın diye sokağı kolaçan ettim, sonra sektim.

Tesekkur.
Hoppidi hoppidi...