Bi oglan bi kiz... Okul caglari gelsin diye bekliyolardi. Kiz biraz daha buyukce.
Kara yuzlu kabak kafaliydi oglan.
O gun banyo gunuydu. Oglan banyo gunlerini cok seviyodu. Pazar gunleri 8:30'da ilk o yikanirdi. Sonra bi kosu sobanin yanina. Pazar gunleri 9:00'da basliyodu Kaptan Custeau. Allahim, ne guzeldi o denizler, maviydi. O da balik olsaydi oralarda! Su deniz dibindeki bitkilere de bakin, yer yuzundekilerden bile renkli. Ustelik bunlar dans edio. Suyla beraber salinio, bi o yana bi bu yana. Oglan balik olsa, o deniz cicekleriyle dans ederdi.
Mavi olsa, balik olsa, mavi balik olsa, dansci olsa...
Otekiler de banyolarini yaptilar. Gittiler sokaga. Ne varsa sokakta!
Oglan ve kiz kaldilar evde, bi de anne.
Sonra baba geldi. Ama bi terslik vardi, hiddet doluydu baba. Nadir gelirdi eve, gelince de gitsem diye beklerdi.
Sonra hiddetli baba, sessiz anne ile bir odaya girdi. Bagirdilar cagirdilar. Kotu sesler geliodu icerden.
Kiz oturmus agliyodu. Oglan aglamiyodu. Oglan aglamazdi.
Oglan denizlere bakiyodu. Masmavi. Ne kadar derindi acaba?
Hiddetli baba anneye vuruyordu icerde. Anne agliyordu.
Oglan televizyondaki mavi denizlerde renkli deniz bitkileriyle dans eden bir balikti.
Oglan sagirdi.
Kizin kafasini televizyona cevirdi. "Bak, baligin kuyrugu turuncu. Onu seyret. Sen de o balik ol. Ben mavi olanim. Dans et o cicekle. Sus aglama. Dans et."
Ama kiz feryat figan.
Hiddetli baba cikti odadan. Yuzu kirmizi ve terli. Oda havasizdi heralde.
Kabak oglanla hungur hungur aglayan kizin yanina geldi, "Ssst, aglama, sus!" dedi.
Oglan, "Ben de soyledim ama dinlemedi. Niye agliyosa? Kaptan'in baliklari var ne guzel." diye dusundu. Kirmizi suratli adamin yuzune bakiyordu. Gozlerinde bir duygu yoktu.
Oglanin gozlerinde hic duygu yoktu. Cansiz, sessiz, duygusuz gozlu kabak oglan.
Kirmizi suratli baba terini sildi, cebinden para cikardi. Bi parca sulu gozlu kiza. Bi parca da donuk gozlu oglana. "Bu oglanin gozleri yok mu?" diye dusundu adam.
Sonra adam cikti. Sulu gozlu kiz gozlerini sildi. Elindeki paraya bakti. Ve belki de neler alacagini dusundu.
Sonra anne cikti iceriden. Bahcede butun evin camasirlarini yikadigi zaman oldugu gibi, esarbi bi tarafta, yuzu gozu terli. Almanyadan gelen komsularinin camasirlari yikayan gurultulu bi makineleri vardi. Oglan keske annemin da bundan olsa diye dusunmustu ilk gordugunde.
Ama anne camasir yikamamisti. Yuzu gozu oyle olmadigina delildi.
Aglak kiz parayi sakladi. Anne, "Ne var kizim arkanda?" diye sordu.
"Hic" dedi kiz. Once bi elini acti, gosterdi. Tek eli arkasinda. Sonra ondeki el arkaya gitti. Bi sure oyalandi. Arkadaki el one geldi, acildi, bostu.
Oglan sonra ayildi birden. Kaptan Custeau bitmisti. Dans bitmisti. Elindeki kagit parcasina bi garip bakti. Ilk defa goruyor gibiydi. Neydi ki bu?
Hah! Kiz soyledi ya az once. Hic!
Oglan kizin elini hiddetle tuttu. Aileden geliyodu belki bu hiddet. Pesinden ceke ceke surukledi kizi. Kapiya vardi. Şıpıdık terliklerini ayagina gecirdi. Kiz da o telasla giyiverdi terliklerini, sol tek saga, sag tek sola.
Kiz islak gozleri ile ses cikarmadan surukleniyordu. Genelde patron kiz idi oyunlarinda. Ama oglan boyle sinirliyken ona itaat ederdi hep.
Oglan elinde kizin eli, avluyu asti. Sokaga vardi. Şıpıdık mavi terliklerinden biri koptu kopacakti zaten. Bi kere cignenmis sakiz ile yapistirmayi denemisti. Ama sakiz plastigi yapistirmazdi. Ogrenmisti.
Hizla sokagin basina vardi. Arabalarin gectigi asfaltli yol ile sokagin basi arasinda tozlu bi otopark vardi. Hiddetli baba otoparki asmis, asfaltli yolda biraktigi arabasina yonelmisti. Oglan kosar adim daldi tozlu otoparka; elinde kizin eli. Kiz kedi miyavlamasi gibi konustu, "Yavasla"
Oglan onu dinlemedi. Bi an once babaya varmaya calisirken, "Mavi balik ne guzel de dans ediyordu... Ben balik olsaydim keske. Bi basima... Ufff, bu park cok tozlu. Ayaklar tozlandi. Anne kizacak."
Kostu kostu kostu...
Aylarca kostu sanki ayaklari. O şıpıdık mavi terliklerin icindeki tozlu ayaklarini seyretti yol boyunca.
Kiz dehsete dusmustu, cunku oglanin onu hiddetli babaya surukledigini anlamisti. Ama cok gecti.
Aylar gecti, ve arabaya vardilar.
Baba direksiyona oturmustu. Sol cam yari aralik.
O da kim? Yaninda bir kadin. Bembeyaz giyinmisti. Elbiseleri o kadar beyazdi ki, kadinin kendisi icinde kapkara kalmisti sanki. Herseyi beyaz kendi kara bi kadin. Beyaz pamuklara burunmus hamambocegi.
Oglan cama tiklatti, boyu yettigince. Cunku elini kaldirinca bile camin aralik olan acikligina yetisemiyordu. Hiddetli babanin gozlerinde saskin bir ifade. Az once evde biraktigi gozleri olmayan oglan burdaydi. Ne cabuk varmisti buraya. Yaninda islak gozlu kizla.
Ama oglanin gozleri vardi. Yaninda getirmisti.
Hiddetli adam aralik cami indirdi, "Ne var?" dedi.
Cocuk bi elini hala tuttugu islak gozlu kizin bostaki eline saldirdir. Orda islanmis, burus burus olmus parayi vahsice aldi.
Kendi elindeki para ile beraber arabanin icine savurdu. Beyaz elbiseli kadinin kucagina dustu burus burus 2 kagit para.
"Al. Parani istemioz. Baska cocuklara ver!" dedi oglan.
Hiddetli adam sasirdi. Bu oglanin cumle kurabildigini bile bilmiyordu.
Sonra ayni sekilde uzaklastilar arabadan eve dogru.
Kiz biraz kuskundu, parasi gitti diye. Ama oglanin elini yine birakmadi. Onunla her yere giderdi.
Eve vardiklarinda anne sordu,"Nereye kostunuz? Babana mi? Ne oldu?" dedi.
Oglan, "Baba hasta galiba. Arabasinda bi hemsire vardi." dedi.
Ve oglan hemsirelerden hep nefret etti...