Dilek Duvarı
Kabak oğlan gezmeleri severdi.
Bir köşede unutulurdu, ve o yokmuş gibi davranırdı herkes. O da dinlerdi; misafircilik oynamadan misafir olmak güzeldi.
Abiler, ablalar ve anne de vardı kabak oğlanın yanında.
Yenildi, içildi, konuşuldu. Ev sahibi kabak oğlanı çok sevmişti: Ne ortalığı kurcalıyor, ne sorular soruyor, ne de sesi çıkıyordu. Yok gibiydi çünkü bu oğlan.
Gezme bitti.
Ev sahibi kabak oğlanı ve ailesini ana yola kadar geçirdi.
Ara sokaklardan inildi. Birbirinin aynısı tak katlı veya 2 katlı evler...
Her sokakta aynı koku vardı.
Derken bir duvar çıktı karşılarına. Siyah bi duvar. Üzerine birsürü küçük taşlar yapıştırılmıştı. Ev sahibi anlattı, "İnsanlar dilek tutup taş yapıştırıyorlar. Yapışıp kalırsa dilekleri oluyor." dedi.
Kabak oğlan elleri montunun çebinde en önde duvara bakıyordu boş boş.
Arkasında abiler, ablalar, anne ve ev sahibi.
Ne kadar da çok dilek gerçekleşecekti...
Sonra yerdeki taşlara baktı; dileği olmayanların taşlarına.
Ne kadar da çok dilek gerçekleşmeyecekti...
Eline bir taş aldı. Bir taşa bir de duvara baktı.
Ama bir dileği yoktu. Neyi istiyorum ben? dedi kendi kendine. Hiç birşey diye cevap geldi içeriden.
Önünde siyah bir duvar, elinde küçük çakıl, dileksiz boş gözleri...
Bir dileği yok muydu yoksa dilerse olmayacağı gerçeği mi alıkoyuyordu onu karar veremedi. Ve üzüldü...
Kabak oğlan çakılı cebine koydu. Arkasını döndüğünde kimseyi göremedi.
Onu unutmuşlardı.
Kısa bir an nefesi kesildi, gözleri döndü... Sonra çabucak kendine geldi. Bu hep böyle olmuştu ve böyle olacaktı.
Hava kararacaktı az sonra. Üstelik soğuktu da. Ve pek çok ara sokak vardı. Kim bilir hanigisine girmişlerdi.
Elleri cebinde oraya oturuverdi. Cebindeki çakılı sıkıyordu bir eliyle. Kimse geri gelmedi. Kabak oğlan iç dudağından parçalar koparmaya başladı dişleriyle. Sinirlenmişti. Korkmuyordu ama bu kadar kolay gözden çıkarılmış olmak onu sinirlendirmişti.
Sonra içini bir heyecan kapladı. Yalnız olmanın heyecanı, hiç kimseya bağlı olmamanın heyecanı. Üzücüydü ama heyecan vericiydi. Şimdi şu köşecikten yürüse gitse, tek başına yeni yerlere yerleşse yeni kokular koklasa... Ne kadar da heyecan vericiydi.
İçi ürperdi. Heyecandan mı yoksa çişi geldiği için mi karar veremedi.
Bunları düşünürken, bir köşeden abisi çıkıverdi. "Nerdesin baş belası" dedi kabak oglanın çakıl tutan elini tutarken. "Abi dileğin var mı?" dedi kabak oğlan. "Bir sürü!" dedi abisi. "Neden peşimizden gelmedin?" diye azarladı oğlanı.
Oğlan abisinin elini silkeledi attı ve hızlı 2 adımla öne geçiverdi, "Siz beni takip etseydiniz" diyerek abisinin çıktığı sokağa döndü.
Çakıl taşını attı; onun dileği yoktu.
Dilekten, yükten ve bağımlılıktan azade idi...
Elleri cebinde tek başına yürüdü.
Nereye gideceğini bilmiyordu.
Ama karizmaya halel getirmedi.


3 Comments:
Üstad nesimi der ki..
gah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi,
gah inerim yeryüzüne seyreder alem beni.
...
Bruno, bilirsin bazen insan uçar gider kendinsiz.aslında vardır ama herkes onu görür o kimseyi görmez yalnızdır. sadece bakar..
biz kabakoğlanı hep iyi bildik ve hep bekledik yanılmadık kabakoglan en iyi yarıs atıydı hep kostu hep iyi kostu gencti tecrübesizdi ama en iyi o kosuyordu parıltısızca parıltılara. biz kabakoğlanı gittiği yerde de seveceğiz elimizde 1 tane cakıl tası ile. abisiz kabakoğlanları içinde götürecekmi acaba diye düşünürüz bazen. olsun. arkasından el sallayacağımız gün geldiğinde abimiz yok ama sıkısıkı sıktıgımız bir türlü yapışmayan dilek taşı var elimizde. kabakoğlan, ben, taş
I read over your blog, and i found it inquisitive, you may find My Blog interesting. My blog is just about my day to day life, as a park ranger. So please Click Here To Read My Blog
kabak oglan nedir bu basına gelenler,seversin sevilmediğini sanırsın. sorarsın cevaplandıgını sanırsın.kalırsın, notalmadığını sanırsın. guvenirsin, guvenildiğini sanırsın.nedir bu sandirik halin. bak şimdide en yakınındakiler bile kıvırıyor ama kıvırmadığını sanıyorsun.
3 kelime.. o seni seviyor. ama kıvırıyor. yoksa kim bilir odanı.
Post a Comment
<< Home